12 Ocak 2012 Perşembe

http://www.youtube.com/user/feministler/videos

11 Ocak Basın Toplantısı Metni

CANIMIZ ÜZERİNDEN “PAZARLIK” EDİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ!
4320 sayılı “Ailenin” Korunmasına Dair Kanunda değişiklik yapılmasının gündemde olduğunun, üstelik yeni düzenlemenin kadın örgütleriyle birlikte yapılacağının duyurulması, kadına yönelik şiddetin rakamlara sığmadığı şu günlerde, hükümet tarafından nihayet adım atılacağına dair bir umudun doğmasına neden olmuştu. Bu nedenle kadın örgütleri; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın çağrılarına olumlu cevaplar verdi, toplantılara katıldı. Görüş, öneri ve taleplerini ısrarla iletti. Ne var ki geldiğimiz nokta ancak hayal kırıklığı olarak tanımlanabilir. Görüşmelerdeki olumlu havanın aksine; taslak pek çok kez değişikliğe uğradı ve özellikle Başbakanlığa sunulmasının ardından adım adım kadın örgütlerinin önerilerinden uzaklaşarak, kadınların aleyhine maddeler içerir bir hale büründü. Son taslak, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından 10.01.2012 tarihinde yayınlandı. Şaşırarak ve öfkelenerek gördük ki; taslak bu zamana kadar yapılan önerilerin pek çoğunu dikkate almadığı gibi, daha önce var olmayan pek çok yeni sorunu da içeriyor. Üstelik şu an yürürlükte olan Yasanın bile gerisinde… Kabul edilemez bir halde...
YÜRÜTMENİN ATADIĞI MÜLKİ AMİRE MAHKEME YETKİSİ!
Kabul edilemez değişikliklerin ilki; önleyici tedbir kararlarında yetkinin hangi kuruma verildiğine ilişkin. Hükümet taslağında, kadınlar için önleyici tedbir kararı verme yetkisi Mahkemelerden alınarak, Vali ve Kaymakamlara veriliyor. Vali ve Kaymakamların yani Mülki Amirlerin de elbette tüm devlet kurumları gibi kadına yönelik şiddeti önleme yükümlülüğü var. Ancak Mülki amirlerin yetkisi, fiziki koruma tahsis etme gibi, acil can güvenliği sağlanması için gerekli tedbirlerin alınması ve ellerindeki yetki ve fonlar dâhilinde her türlü ayni –nakdi destek hizmetlerinin verilmesinden ibaret kalmalıdır. Bunun dışındaki yetkilerin, özellikle de Mahkemelerin alanına giren yetkilerin mülki amirlere verilmesi tamir edilemez sonuçlar doğuracaktır. Üstelik, il ve ilçelerde mülki amirlerin, bölgenin güç dengeleri başta olmak üzere çeşitli etkilere açık olması kuvvetle muhtemeldir. Bu haliyle şiddetin failinin bölgenin tanınmış eşrafından, en nüfuslu ailesinden, en zenginlerinden vb olması halinde tarafsız ol-a-mama, tedbir kararı ver-e-meme ihtimali bir başka sorun alanıdır.
ŞİDDET ARTTIĞI HALDE, CEZALAR İNDİRİLİYOR!
Kabul edilemez değişikliklerden bir diğeri verilen cezalarla ilgili. Koruma kararlarının ihlali halinde erkeklere verilecek cezalar indirilmiş, üstelik bir daha şiddet uygulamayacağını beyan eden erkeklerin cezasının kaldırılacağı da yasaya eklenmiştir. Mevcut uygulamanın da gerisinde olan bu durum çok vahim ve kadınlar adına korkutucudur. Bu durum hükümetin ne yapmaya çalıştığını da anlaşılır kılmaktadır. Hiçbir zaman kadının beyanını esas almayarak şiddet gören kadını ikincil mağduriyetler ile başbaşa bırakan hükümet, yeni taslak uyarınca erkeğin beyanını esas almakta ve adeta şiddet uygulayan erkeğin kadına karşı yeni tehlikelerle geri dönmesini sağlamaktadır. Yıllarca kadın hareketinin ve son zamanlarda Bakan Fatma Şahin’in söylediği gibi şiddetle mücadelede “zihniyet dönüşümü” sağlanacaksa, dönüştürülecek zihniyet öncelikle şunu anlamalıdır; Şiddet Suçtur ve Şiddet Uygulayan Erkeğin Cezasızlık Hali Kabul Edilemez!
Soruyoruz; taslağın bu haliyle yasalaşması durumunda, şiddeti bir daha uygulamayacağını taahhüt ederek hapisten çıkan erkekler, kadınları öldürdüğünde bunun hesabını kim verecektir?
Ayrıca yeni taslak ile 4320 sayılı yasanın gerisinde bir başka düzenlemeye daha gidilmiş, tedbir kararlarının süresi 6 aydan 3 aya indirilmiştir.
NİKAHSIZ KADINLARA ŞİDDET YASAL!
Daha önceki taslakta yer alan “yakın ilişki içinde yaşayanlar” kavramı Başbakanlık tarafından taslaktan çıkarılmıştır. Böylece şiddete uğrayan pek çok kadın bu yasanın koruması dışına atılmıştır. Oysa eşi, nişanlısı, olmasa da birçok kadın şiddete uğramaktadır; resmi nikâh imkânı olmayanlardan, zorla evlendirilmiş kız çocuklarına; aynı çatı altında nikâhsız yaşayanlardan, birlikte oturmadıkları halde bir ilişki içinde olanlara, imam nikâhlı kadınlara kadar şiddet uygulayan erkekle yakın ilişki yaşayan pek çok kadın şiddete maruz kalmaktadır. Başbakanlığın “yakın ilişki içinde yaşayanlar” ifadesini yasa taslağından çıkarmasının, yukarıda sözü edilen kadınları iki, üç kat mağdur etme sonucunu doğuracağı tartışmasızdır. Diğer yandan bu yaklaşım korunanın “kadın” değil, “aile” olduğunu bir kez daha görünür kılmıştır.
KADIN CİNAYETLERİ NASIL ENGELLENECEK?
1996 yılından beri mücadelesini verdiğimiz Koruma Kanunu’nun önerilerimizle biraz daha geliştirilmesini beklerken, eldeki taslağa Başbakanlık’tan şu an yürürlükteki yasanın bile gerisinde olan bir müdahalenin gelmiş olması vahimdir. Kadın cinayetlerinin her geçen gün hız kesmeden artmakta olduğu bir ülkede, var olan yasanın yetersizliği bu kadar ortadayken, bunun daha da gerisinde bir yasa taslağının hazırlanmış olması, son derece manidar olduğu gibi, kadına yönelik şiddetle etkin şekilde mücadele edeceğini söyleyen Hükümetin, aslında bu yönde bir siyasi iradesinin olmadığını da apaçık göstermektedir.
MEVCUT DURUM DAHA DA KÖTÜYE GİDECEK!
Feminist hareketin ve kadın örgütlerinin; uzun yıllardır süre giden mücadelesinin, birikimlerinin ve erkek şiddetine karşı edindiği deneyimlerin ışığında 236 Kadın Örgütünden oluşan Şiddet Son Platformu tarafından hazırlanan taslağı, pek çok kez Bakanlığa sunduk ve tümüyle yasalaşmasını talep ettik. Kadın örgütleri olarak, Bakanlığın ve son olarak Hükümet taslağının erkek şiddetini önlemede son derece yetersiz olacağını defalarca yazılı ve sözlü olarak aktardık. Ancak görüyoruz ki, 236 Kadın Örgütünün taleplerinin taslağa yansıması bir yana, her geçen gün taslakta kadınlar aleyhine değişiklikler yapılmaktadır. Bizler, kadına yönelik suçların şikâyet aranmaksızın ve arabuluculuk – uzlaşma hükümlerine tabi olmaksızın soruşturulması ve kovuşturulmasına, etkin izleme ve denetleme mekanizmaları kurulmasına dair düzenlemeler olmasını beklerken, mevcut durumun da gerisine gidilen bir tablo ile karşı karşıyayız.
KADIN ÖRGÜTLERİ VİTRİN OLMAYACAK!
Bu durum, Bakanlık ile kadın örgütleri arasındaki ilişkinin şeffaf bir biçimde yürütülmediğinin, görüşlerimizin usulen alındığının, ancak hiçbir şekilde dikkate alınmadığının, yasaya yansıtılmadığının, bu görüşmelerin sadece bir vitrin görevi gördüğünün somut bir göstergesidir.
Kadın örgütleri olarak 12 Ocak’ta yani yarın Bakanlığın çağrısı ile yeni bir toplantıya katılacağız ve sözlerimizi aynı ısrarla söylemeye devam edeceğiz. Ancak bizler artık söylediğimiz sözlerin odalarda, bakanlık koridorlarında kalmasını değil yasada tanımlar ve yaptırımlar olarak açıkça yer almasını istiyoruz. Başbakanlığı, Bakanlar Kurulu’nu ve kadından sorumlu olması gereken Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını, kadınları şiddetten korumak üzere feminist hareketin ve kadın örgütlerinin on yıllara dayanan deneyimlerini ciddiye almaya ve işlevsel, etkin ve amacına uygun bir yasa çıkarmaya, kısacası GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ! Kadın örgütleri olarak hazırladığımız taslaktaki her bir önerimizin gerçek anlamıyla yaşamsal! önemde olduğunu bir kez daha hatırlatıyor, taslağımızın arkasında olduğumuzu ve olduğu gibi yasalaşmasını ısrarla istediğimizi, bunun dışındaki taslakları, özellikle de son taslağı kabul etmeyeceğimizi belirtiyoruz.

İstanbul Feminist Kollektif

23 Kasım 2011 Çarşamba

İstanbul Feminist Kolektif Basın Bülteni 25 Kasım 2011

Kadın Cinayetlerine Hep Birlikte Karşı Duralım!

Biz bu ülkede yaşayan 35 milyon kadın, şiddetsiz, eşit, hak ettiğimiz bir yaşam istiyoruz. Kimimiz erkek şiddetine ve erkek egemenliğine rağmen hayatlarımızı değiştirebiliyor, kimimiz tek başımıza, yasalar, yasaları yapanlar, yasaları uygulayanlar kadınlar aleyhine oldukça çok zorlanıyoruz. Kimimiz boşanmak istediği, yeni bir hayat istediği, itaat etmediği için en yakınındaki erkekler tarafından öldürülüyor.

Şiddeti öngördükleri, mücadele ettikleri, savcılıklara başvurdukları halde yargıdan medyaya, yasamadan yürütmeye hiçbir kurum üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmediği için, kadınlar göz göre göre öldürülüyor. Her gün, hatta günde beş kez “Bir kadın cinayeti daha” başlıklı haberler kadınların erkek şiddetinden kaçarken ölüme yakalanmaları herkesin ama en çok yasama, yürütme, yargısıyla devletin sorumluluğu… Aynı zamanda bu haberleri erkek egemen bir dil ve görsellikle sunan medyanın sorumluluğu…
Yasama, Yürütme “Başbakanlık, İç işleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı”, Yargı, Emniyet Müdürlüğü, Valilikler, Belediyeler; hepinizi yıllardır, defaatle harekete geçmeye çağırıyoruz. Şimdi, bir kez daha soruyoruz:
  • Kadın-erkek eşitliğini fiili olarak hayata geçirdiniz mi?
  • Kadınlara yönelik her tür şiddet, baskı ve ayrımcılığın önüne geçmek ve kadınların yaşam haklarını garanti altına aldınız mı? Hangi özel önlemleri aldınız?
  • Kadın cinayetlerini sona erdirmek için hangi acil eylem planını hayata geçirdiniz? Kadın örgütlerinin talepleri doğrultusunda hangi yasal düzenlemeleri yaptınız?
  • Kadınlara yönelik erkek şiddetiyle mücadele için ne kadar bütçe ayırdınız?
  • Kaç sığınak açtınız? Her 7500 kişilik nüfusa bir sığınak taahhüdünü yerine getirdiniz mi?

Hükümet olarak adım atıyor gibi görünseniz de aslında bunların hiçbiriyle ilgili neredeyse hiçbir şey yapmadınız. Kadınları yoksayarak aile dediniz. Kadına yönelik erkek şiddetine ortak olmaya devam ettiniz. Erkek egemenliğini sürdürdünüz. Bu politikanızı daha ne kadar sürdüreceksiniz?

Bizim beklemeye, tek bir kadın arkadaşımızı daha kaybetmeye tahammülümüz yok. Tüm kurumlarıyla erkek egemenliğine, erkek şiddetine itaat etmiyoruz. Ölümü göze alarak da olsa direnmeye ve hayatımızı değiştirmek için mücadele etmeye devam edeceğiz. Sizleri de derhal üstlendiğiniz sorumluluğu yerine getirmeye çağırıyoruz.

Tek Bir Kadını Daha Kaybetmeden!
Kadın Cinayetlerine İsyandayız / İstanbul Feminist Kolektif

feministler@gmail.com

Kadın Cinayetlerine Hep Birlikte Karşı Duralım!

Sevgili Kadınlar!

Hepimiz şiddetsiz, eşit, hak ettiğimiz bir yaşam istiyoruz. Kimimiz erkek şiddeti ve erkek egemenliğine rağmen hayatlarımızı değiştirebiliyor, kimimiz tek başına çok zorlanıyor. Ve maalesef kimimiz boşanmak istediği, yeni bir hayat istediği, itaat etmediği için en yakınındaki erkekler tarafından öldürülüyor. Şiddeti öngördükleri, mücadele ettikleri, savcılıklara başvurdukları halde yargıdan medyaya, yasamadan yürütmeye hiçbir kurum üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmediği için, kadınlar neredeyse göz göre göre öldürülüyor. Kimimiz için ölümü göze alarak yaşamayı sürdürmek söz konusu iken hangimiz huzurlu, güvende olabiliriz. Haydi! Hep birlikte kadın dayanışmasını güçlendirelim.

Her gün, hatta günde beş kez “Bir kadın cinayeti daha” başlıklı haberler alıyoruz. Kadınların erkek şiddetinden kaçmak isterken ölüme yakalanmaları herkesin ama en çok yasaması, yürütmesi, yargısıyla devletin sorumluluğu! Hep birlikte bu sorumluluğun farkına varılmasını, yıllardır süren politikasızlık ve eylemsizliğin sona ermesini, artık harekete geçilmesini sağlayalım. Kadın cinayetlerine birlikte karşı duralım. Yasaması, Yürütmesi, Yargısıyla Devleti üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmeye çağıralım!

Tek Bir Kadını Daha Kaybetmeden

Kadın Cinayetlerini Sona Erdirmek İçin Kadınlar Ele Ele...

Kadın Cinayetlerine İsyandayız / İstanbul Feminist Kolektif

24 Kasim Persembe

Saat 16.00-19.00

Yer: Galatasaray

Stand+Bildiri dağıtımı

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Kadın Cinayetlerine Karşı 7 24 Nöbete…

Kadın Cinayetlerine Karşı 7/ 24 Nöbete…

Kadınlar en yakınındaki erkekler tarafından öldürülüyor!

Kadın arkadaşlarımızı en çok boşanma süreçlerinde ve kadınlara rağmen güçlendirilen ‘aileler’ içinde kaybediyoruz…

Kadınlar savcılıklara başvurduğu durumda da göz göre göre öldürülüyor.

Kadın cinayetlerinin yüzde bin dört yüz arttığı, maalesef her gün gazetelerden bir kadın arkadaşımızı daha kaybettiğimizi haber aldığımız koşullarda Yasama, Yürütme, Yargı bu katliamı sadece seyrediyor!

Katliam haline gelen kadın cinayetlerini fark etmemek, görmezden gelmek nasıl mümkün olabilir derken içinde kadınlara yönelik şiddet, kadın cinayetleri ile ilgili herhangi bir acil eylem planı, projesi, stratejisi hatta bunlara dair tek satır geçmeyen parti programlarıyla karşı karşıya olduğumuz bir seçim sürecindeyiz.

Kadın Cinayetleri Politik!

Artık herkesin görmesi gerekli ki; Kadın cinayetleri münferit değil, adli vaka hiç değil. Kadınları güçlendirme politikaları yerine en çok kadınları tehdit etmek için kullanılan, üstelik şimdilerde 18 yaşına çekilen bireysel silahlanma politikaları, kadınları güçsüzleştiren aileyi güçlendirme politikaları uygulandığı, gerekli yasal düzenlemeler yapılmadığı, var olan yasalar uygulanmadığı, uygulama için gerekli bütçe ayrılmadığı ve kadın - erkek eşitliğini sağlayacak politikalar hayata geçirilmediği için kadın cinayetleri sürüyor. Kadın cinayetleri münferit, kadının yeri evi, kocasının dizinin dibi sayıldığı için, süre giden katliam politik gündemin dışında bırakıldığı için sürüyor. Artık rakamları telaffuz etmeye dahi dilimiz varmıyor, yılda binlerce yakın kadın öldürülürken değil bir acil durum, teyakkuza geçmek bu katliam münferit, vaka-i adliyeden sayılabiliyor…

Bu zihniyete, bir kadın arkadaşımızı daha kaybetmeye, bu konuda hiçbir adım atılmaksızın kaybedilen bir güne dahi tahammülümüz yok iken bu zihniyetle, korkarız bir kısmımızın hayatta kalamayacağı bir 5 yılı daha düşünemiyoruz…

12 Mayıs’ta yok sayılan 25 milyon kadından, aile içinde kaybettiğimiz arkadaşlarımızdan biri Ayşe Paşalı’nın karar duruşması var. Haksız tahrik, iyi hal indirimleri talep eden ve çoğunlukla alabilen katiller, bu katliamı görmezden gelen, durdurmak için üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmeyen tüm suç ortakları hala aramızda, serbest, sorumsuz, duyarsız…

Kadın Cinayetlerine Karşı Hep Birlikte!

Biz kadınlar Ayşe Paşalı’nın davasının kararını beklemek üzere İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Antalya’da, Van’da, Sinop’ta, Urfa’da, Diyarbakır’da, Adana’da, Trabzon’da, meydanlarda, kadın örgütlerinde Çarşamba akşam ve Perşembe sabah 7/ 24 nöbette olacağız.

Biz kadınlar kadın cinayetlerine karşı, birlikte, Ayşe Paşalı duruşmasından çıkacak kararı, kadın cinayetlerini görmezden gelen yasama, yürütme, yargı organlarını, siyasal partileri, medya, demokratik örgütler ve tüm toplumun kadın cinayetlerini durdurmak için harekete geçmesini beklemek üzere nöbette olacağız.

Kadın cinayetlerine karşı birlikte mücadele ettiğimiz tüm kadınları, kadın örgütleriyle bu nöbette birlikte olmak istiyoruz. Şimdilik 11 Mayıs Çarşamba 19:00 – 24:00, 12 Mayıs Perşembe 07:00- 12:00 ( Ayşe Paşalı durulmasından karar çıkıncaya dek İstanbul’da Taksim Meydanı’nda, Ankara’da, İzmir’de, Antalya’da, Van’da, Sinop’ta, Urfa’da, Diyarbakır’da, Eskişehir’de, Mersin’de, Nevşehir’de, Adana’da, Trabzon’da, Antep’te, Samsun’da… meydanlarda ya da örgütlerimizde nöbette olacağız. Tüm kadınları bekliyoruz.

Sevgi ve dayanışma ve artık kadın cinayetlerine karşı umutlu haberler alabilme dileklerimizle…

İstanbul Feminist Kolektif


Nöbet Programı

11.05. 2011

İstanbul- İstanbul Feminist Kolektif- Taksim Saat 19.00-24.00

Adana – Adana Kadın Platformu – İnönü Parkı – 19:00-22:00 arası

Ankara – Feministbiz – Yüksel Caddesi – 19:00 – 24:00 arası

Antalya – Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi – Attalos Heykeli Önü – 20:00-24:00 arası

Çanakkale – Elder Kadın Danışma Merkezi – Morabbin Parkı – 19:00-24:00 arası

Eskişehir – Sosyalist Feminist Kolektif – Adalar Migros Önu – 19:30-21:00

İzmir – İzmir Kadın Platformu – Kıbrıs Şehitleri Caddesi – 19:00-22:00 arası

Samsun – Samsun Kadın Buluşması – Süleymaniye Geçidi – 17:00-20:00 arası

Sinop – Sinop Kadın Platformu - Uğur Mumcu Meydanı-19:00-

Van – Van Kadın Derneği – Beşyol Meydanı- 19:00-20:00 arası

Aydın – Söke Kadın Sığınmaevi – Söke Bey Kültür Merkezi Önü 19:00-20:00 arası

Diyarbakır Selis bugün saat 12.00’de Kadın cinayetleri için nobet tutmaya başladı,

Nevşehir – Kapadokya Kadın Dayanışma Derneği, Diyarbakır – Kamer, Urfa – Yaşamevi Kadın Dayanışma Derneği Mersin – Mersin Kadın Dayanışma Derneği de bu gece 7/24 nöbetine katılıyorlar.

12 Kasım 2010 Cuma

11 Kasım 2010 tarihli basın açıklamamız

2009 yılının ilk 7 ayında 953,
2010 yılının ilk yedi ayında ise 226 kadın öldürüldü.

Bunlar resmi rakamlar. Kadın örgütlerinin çalışmaları gösteriyor ki bu kayıtlar dışında yüzlerce kadın da erkek şiddeti ve baskısıyla intihara zorlanarak “öldürülüyor”.

Türkiye’de son yıllarda kadın cinayetlerinin sayısı bir cins kırımından söz edebileceğimiz boyutlara ulaştı.

Katiller uzakta değil Hanemizde!
Koca, baba, erkek kardeş, abi, sevgili, ayrıldığı eş, amca, dayıları tarafından katledilen kadınların haberleri her gün gazetelerin 3. sayfalarında... Hayatlarımızı alan erkek şiddetinin adı hep “cinnet” , “sapıklık” , “delilik”, “hastalık”, “işsizlik”, “onur”, “gurur” , “namus” oluyor. Ya da boşanmak istemek, tuzluk uzatmamak, iftara yemeği hazır etmemek, telefonla mesajlaşmak, izinsiz annesine ziyarete gitmek, sık banyo yapmak, sürekli makarna pişirmek, çocuğunu göstermemek… Canımıza kastedenlerin hep bir “bahanesi” var ama belli ki biz kadınların hayatlarının bir “değeri” yok! Zira her gün üç kadın öldürülen bir ülkede, cins kıyımdan/ kadın katliamından söz edilip, meclisin olağanüstü toplanacağını sanırsınız. Oysa Yasamanın, Yürütmenin böyle bir gündemi, kadın cinayetleri son yedi yılda % 1400 artarken durdurmak için bir eylem planı yok!