22 Mayıs 2014 Perşembe

Feminist yayınevi Güldünya Yayınları kuruldu



Merhaba,

1990’lı  yılların  sonunda  ve 2000’li  yılların başında Pazartesi  Dergisi'ni  çıkartan Kadın Kültür  ve

İletişim Vakfı bünyesinde yeni bir yayınevi kuruldu; Güldünya Yayınları.

Adını,  2004  yılında,  iki  ağabeyi  tarafından  sokak  ortasında  vurulduktan  sonra  kaldırıldığı

hastanede yine ağabeyleri tarafından öldürülen Güldünya Tören’den alan yayınevi,  kısa bir  süre

içerisinde kitap yayınlamaya başlıyor.

Güldünya  Yayınları,  feminist  teori  ve  politika  kitaplarının  yanı  sıra  dünyanın  dört  bir  yanından

kadın hareketi ve farklı feminist örgütlenme deneyimleri, kadın biyografileri ve tanıklık derlemeleri,

kadın edebiyatçıların  eserlerini  ve  kadın  sanatçılar  tarafından  ya  da  onlar  üzerine  hazırlanmış

kitapları yayınlayacak.

Güldünya Yayınları’nın ilk kitabı Yoko Ono’nun sekseninci yaş günü şerefine yayınladığı çizim ve

yazılarından oluşan, dünyada da büyük ilgi gören Meşe Palamutu/Acorn.



­Pussy Riot! Özgürlük İçin Bir Punk Duası­ Derleme

Bir  kilisedeki  performanslarıyla  Rusya’yı  ayağa  kaldırıp  tutuklanan  ve  Putin’e  meydan  okuyan

Pussy Riot, kadınlardan oluşan bir punk grubu. Kitap tutuklanan kadınların hapishaneden yazdığı

mektupları,  şiir  ve  şarkı  sözlerini,  mahkemede  yaptıkları  konuşmaları,  ünlülerin  onlar  için

yazdıkları yazıları içeriyor.

­Yeni Güney Asya Feminizmleri­ Derleyen Srila Roy

Türkiye’de  çok  bilinmese  de  Hindistan,  Bangladeş  gibi  Güney  Asya  ülkelerinde  uzun  yıllarıdr

güçlü bir feminist hareket  var. Srila Roy, burada feminist hareketin  son  yıllardaki durumunu ele

alan makaleleri bir araya getirmiş.

­Agata Ölürken­ Dora Pavel

Romanya’nın  son  yıllarda  en  ilgi  gören  yazarlarından  Dora  Pavel’in  bu  romanı  ,  bir  kadının

psikiyatrıyla olan ilişkisini anlatıyor.

­ Patti Smith ile Yolda: İki Kere Giriş­ Mike Stipe

REM’in solisti Mike Stipe Patti Smith’in bir turnesine fotoğrafçı olarak katıldı  ve fotoğraflar  çekti.

Bu  fotoğraflardan  oluşan  kitapta  resimaltlarını  William  Burroughs,  Jutta  Koether,  Jem  Cohen,

Lenny Kaye gibi isimler yazdı.

­Yapım Aşamasındaki Erkek­ Maxim Februari

Yazar ve felsefeci Marjolijn Februari 2012 yılında, 49 yaşındayken, hayatının kalanını kadın değil

erkek  olarak  geçirmeye  karar  verdi.  Bu  kitap  Februari’nin  bu  süreçte  yaşadıklarını  anlatırken

cinsiyet geçişiyle ilgili akıllara takılan pek çok sorunun cevabını da veriyor.

­Efendi­ Jolien Jansing

Ünlü  romancı  kardeşler  Emily  ve Charlotte  Bronte’nin  Brüksel’de  kaldıkları  sürede  Charlotte

Bronte  evli  ve  kendinden  büyük  bir  erkekle  büyük  bir  aşk  yaşar.  Jolien  Jansing’in  romanı  bu

gerçek aşkı anlatıyor. Büyük ilgi gören kitabın film hakları da satılmak üzere.









https://twitter.com/guldunyakitap

guldunyayayinlari@gmail.com

Türkbeyi Sok. Tezel apt. 94/4

Kurtuluş

Tel/Faks: 0212 296 3359

20 Kasım 2013 Çarşamba

Başbakana Rağmen Dilediğimiz ve Düşlediğimiz Gibi Yaşayacağız!

17 Kasım 2013 Basın Bülteni

Başbakan, kadın erkek eşitliğine inanmıyorum, dedi. Erkekler kadınlara şiddet uygulamaya, kadınları öldürmeye devam etti.

Kadın mıdır kız mıdır bilmiyoruz, dedi. Mahkemeler rıza var deyip tecavüzü görmedi. Kadınları hiç görmedi.
Kürtaj cinayettir, dedi. Hastaneler kadınları kapıdan geri gönderdi.

Eşcinsel çift ahlaka terstir dedi, homofobi ve transfobiyi besledi, nefret cinayetlerinin önünü açtı.

Bugün ise kızlı erkekli yaşanmasına müsaade etmeyiz, diyor. Erkekler “namus” bekçiliğine soyunuyor, olan yine kadınlara oluyor.

Tayyip Erdoğan’ın her sözü biz kadınların hayatlarını tehdit ediyor. İstediğimiz yaşamları kurmamıza, özgürleşmemize ve güçlenmemize engel oluyor.

Nerede, nasıl ve kiminle yaşadığımız Erdoğan başta olmak üzere kimseyi ilgilendirmiyor. Evlilik ve çocuk teşvikleriyle dayatmaya çalıştığı yaşam biçimlerine direniyoruz. Bize ne giyineceğimizi, kiminle sevişeceğimizi, kaç çocuk doğuracağımızı, nasıl yaşayacağımızı söyleyen başbakana ve bu sözlerin savunuculuğunu yaparak bizi denetlemeye çalışan kadın düşmanlarına ve homofobiklere sesleniyoruz: Boşuna heveslenmeyin, biz kadınlar erkek egemenliğine boyun eğmediğimiz gibi sizlerin kadın düşmanlığınızı ifşa etmeye devam edeceğiz. Heteroseksüel aile kurumunuza sıkışıp kalmayacağız.

Kadın düşmanlığını “meşru” görmeyen, "ahlak" ve “namus” anlayışı kadın üzerinden belirlenmeyen, Erdoğan’ın kızlı erkekli yaşatmayız açıklaması ile “hassasiyetleri” zedelenen kadınlar olarak Başbakan’dan şikayetçiyiz.

Kadın – erkek arasındaki eşitsizliği derinleştirdiği, erkek egemenliğini güçlendirdiği ve kadınların, eşcinsel ve trans bireylerin yaşamlarını tehdit altında hissetmesine neden olduğu için Başbakan hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz.

13 Kasım 2013 Çarşamba

Başbakana Rağmen Dilediğimiz ve Düşlediğimiz Gibi Yaşayacağız!

Tüm kadınlara ve translara çağrımızdır!


“Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum”, “3 çocuk yapın. Bu 3 çocuğu da vatana hibe edin “, “Her kürtaj bir Uludere’dir”, “Sezaryen bir defa kadının kendi hakkı değildir aslında”, “Kız mıdır kadın mıdır bilemem”... Tüm bu sözler başbakana ait!


Yukarıda gördüğünüz ve yazamadığımız daha birçok söz bu toplumda kadınlara ve LGBT bireylere yönelik şiddeti körüklüyor, haklarını ve hayatlarını tehdit ediyor, nefret suçlarını devlet eliyle teşvik ediyor, farklı görülene yönelik baskıya zemin hazırlıyor! Aynı zamanda bu sözler hem anayasayı hem de Türkiye'nin imzacısı olmakla övündüğü uluslararası antlaşmaları ihlal ediyor!

Kadınlar, evlerinde, bu ülkenin sokaklarında öldürülüyor, tecavüze uğruyor; ancak bu başbakanın ilgisini cezbetmiyor. Kadına yönelik şiddetin faili erkekler ceza almak bir yana, yargılanmıyor, hayatlarına devam ediyor. Başbakan bu konuda ne yargı ne de kolluk kuvvetlerini harekete geçirmeye gerek görüyor. İstihdam paketi adıyla kadınların emekleri ve bedenleri üzerindeki sömürü derinleşiyor! Kürtaj fiilen yasaklanıyor, kadınlar doğurmaya veya sağlıksız koşullarda kürtaja mecbur ediliyor; ne gam!

Başbakanın son "kızlı-erkekli" açıklamasının ardından, birçok ilde kadın öğrencilerin evlerine yapılan baskınların haberleri gelmeye başladı. Sürmesinden ve artmasından endişe ettiğimiz bu denetim, “geleneksel aile” dayatması dışında yaşayan tüm kadınlar ve translar için tehdit oluşturuyor!

Bizler bu ülkede yaşayan kadınlar ve translar olarak, kadın düşmanı beyan ve politikalarıyla yaşam hakkımızı tehdit eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz!

Başbakana rağmen dilediğimiz ve düşlediğimiz gibi yaşayacağız!

17 Kasım Pazar Günü saat: 14.00'te Taksim'de Tünel Meydanında buluşuyoruz..!

İmzacılar

Adana Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi
Amargi İzmir
Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği
Antalya Pembe Caretta LGBTİ
Antakya Kadın Emeği Derneği
Ayvalık Bağımsız Kadın İnisiyatifi
Avrupa Kadın Lobisi Türkiye Koordinasyonu
Bağımsız Kadın Derneği, Mersin
Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ Örgütlenmesi LuBUnya
Buca Evka 1 Kadın Kültür ve Dayanışma Evi
Çankırı Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği
Çiğli Evka 2 Kadın Kültür Evi Derneği
Demokratik Özgür Kadın Hareketi-DÖKH
Diyarbakır Kardelen Kadın Evi
Eğitim-Sen İstanbul 2 No'lu Şube Kadın Komisyonu
Eğitim-Sen İstanbul 6 Nolu Üniversiteler Şubesi Kadın Komisyonu
Emek Partili Kadınlar
Elder KDM El Emeğini Değerlendirme Derneği
Ergani Selis Kadın Derneği
Ev Kadınları Kültür ve Dayanışma Derneği
Gökkuşağı Kadın Derneği
Halkevci Kadınlar
Halkların Demokratik Partisi Kadın Meclisi
İmece Kadın Sendikası
İstanbul Feminist Kolektif
İRİS Eşitlik Gözlem Grubu
İzmir Bağımsız Kadın İnisiyatifi
İzmir Kadın Dayanışma Derneği
Kadın Dayanışma Vakfı
Kadın Emeği Kolektifi
Kadın Partisi Girişimi
Kadınlarla Dayanışma Vakfı
Kadının İnsan Hakları - Yeni Çözümler Derneği
Kapadokya Kadın Dayanışma Derneği
Karadeniz Kadın Dayanışma Derneği
Kaos-GL
Koza Kadın Derneği
Lambdaistanbul LGBTİ Derneği
Mavigöl Kadın Derneği
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı
Muğla Kadın Dayanışma Grubu
Nilüfer Kadın Dayanışma Merkezi
Özyeğin Üniversitesi Kadın Çalışmaları Kulübü
Rengarenk OzU
Samandağ Kadın Emeği Derneği
Sosyalist Feminist Kolektif
Sosyalist Yeniden Kuruluş Partili Kadınlar
Söke Kadın Sıgınma Evi Dernegi
Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği -TODAP
Türkiye Homenet/Ev-Eksenli Çalışan Kadınlar Dayanışma Ağı
Van Kadın Derneği
Yaşam Evi Kadın Dayanışma Derneği
Yaşam Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi
Yeşil Sol Kadınlar

1 Ağustos 2013 Perşembe

15 Şubat 2012 Çarşamba

HANGİ HEDİYE, ERKEK ŞİDDETİNİ UNUTTURABİLİR?


Şiddet ve sevgi bir arada olabilir mi?

Bugün 14 Şubat sevgililer günü. Kapitalizmin önümüze sürdüğü parlak hediyelerle sevgilimizin bize verdiği değeri, sevgisini “ölçtüğümüz” gün. “Aşk” ve “sevgi” bahanesiyle baskı ve şiddetle iç içe yaşarken, hangi hediye bunları unutturabilir?

Aşk ve sevgi adına girdiğimiz yolda her birimiz farklı biçimlerde erkekler tarafından değersizleştirilirken, tek bir güne sığdırılan sevgi sözcükleri “aldanmaya” yeter mi?

Biz kadınlar heteroseksist dünyanın erkek egemen aşkına karşı çıkıyoruz.

Aşkımız ne kadar “uyumlu”, ne kadar “anlayışlı” olduğumuzla ölçülüyor. Erkeklerin kurduğu baskı “aşk adına” olağanlaştırılıyor. Bizi güçsüzleştiren aşkta mutlu olmamız mümkün mü?

En ufak bir tartışma erkeklerin ses yükseltmesine, kıskançlık krizlerine dönüşebiliyor: erkekler öfkelerini; bağırarak, azarlayarak, bizi hiçe sayarak, vurduklarında bile gözlerimizin içine bakarak “severim de, döverim de… Zaten seni sevdiğim için vurdum” diyerek mazur göstermek istiyorlar. Peki, şiddet ve sevgi bir arada olabilir mi?

Bazen sevişmek istemiyoruz. Ama buna zorlanıyoruz. Erkekler “hayır” dediğimizde bize tecavüz etmeyi “hak” görürken; istemediğimiz/red ettiğimiz cinsel ilişki için bile sevgimiz sorgulanmıyor mu? Heteroseksizmle sınırlanmış, kadınlar için cinselliğin sadece evlilik içinde kabul gördüğü bir dünyada, özgür bir cinsellik mümkün mü? Kiminle sevişeceğimizin kararı bize mi ait?

Erkeğin ”sana güveniyorum, çevrene güvenmiyorum”, “bu kıyafet vücut hatlarını fazla belli etmiyor mu?”, “arkadaşlarınla az görüşsen daha iyi olur” laflarıyla tercihlerimiz hep denetim altında. Kadının erkeği mutlu ettiğinde, kendisinin de mutlu olduğu söylemi, aşk adına kendimizden, kendi istek ve arzularımızdan vazgeçmek anlamına gelmiyor mu?

Kendisinden ayrılmak istedi diye, sevgilik teklifini reddetti diye günde 3 kadının öldürüldüğü, taciz, tecavüz ve kadın cinayeti davalarında, “seviyordum öldürdüm” diye savunma yapan erkeklere “haksız tahrik” indirimi uygulanıp cezaların indirildiği bu topraklarda; aslında “sevginin” değil, “alışveriş çılgınlığının” günü olan 14 Şubatı yani “sevgiler gününü” kutlamıyoruz. Şiddetin gerekçesinin sevgi olduğunu kabul etmiyoruz.

Bize ask ve sevgi adına dayatılanları değişir umuduyla hep affetmemiz bekleniyor. Affetmek kendinden vazgeçişse affetmiyoruz! “Hayır” deme özgürlüğümüzün olduğu bir aşka “evet” diyoruz!

İstanbul Feminist Kolektif

13 Şubat 2012 Pazartesi

14 Şubatta Eylemdeyiz!

Kadınlara Çağrı

Egemenlik ve sevgi bir arada durur mu?
Ya eşitsizlik, baskı, zorlama, yasaklama...
Kıskançlık sevgiye dahil olabilir mi?
Peki ya şiddet, taciz, tecavüz...
Ölümle biten sevgi olabilir mi?
Hangi hediye hepsini unutturabilir?

14 Şubatta Eylemdeyiz.

Tüm kadınları Saat:12:30'da Taksim Demirören Alışveriş Merkezi'ne, eyleme bekliyoruz.

İstanbul Feminist Kolektif

12 Ocak 2012 Perşembe

http://www.youtube.com/user/feministler/videos

11 Ocak Basın Toplantısı Metni

CANIMIZ ÜZERİNDEN “PAZARLIK” EDİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ!
4320 sayılı “Ailenin” Korunmasına Dair Kanunda değişiklik yapılmasının gündemde olduğunun, üstelik yeni düzenlemenin kadın örgütleriyle birlikte yapılacağının duyurulması, kadına yönelik şiddetin rakamlara sığmadığı şu günlerde, hükümet tarafından nihayet adım atılacağına dair bir umudun doğmasına neden olmuştu. Bu nedenle kadın örgütleri; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın çağrılarına olumlu cevaplar verdi, toplantılara katıldı. Görüş, öneri ve taleplerini ısrarla iletti. Ne var ki geldiğimiz nokta ancak hayal kırıklığı olarak tanımlanabilir. Görüşmelerdeki olumlu havanın aksine; taslak pek çok kez değişikliğe uğradı ve özellikle Başbakanlığa sunulmasının ardından adım adım kadın örgütlerinin önerilerinden uzaklaşarak, kadınların aleyhine maddeler içerir bir hale büründü. Son taslak, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından 10.01.2012 tarihinde yayınlandı. Şaşırarak ve öfkelenerek gördük ki; taslak bu zamana kadar yapılan önerilerin pek çoğunu dikkate almadığı gibi, daha önce var olmayan pek çok yeni sorunu da içeriyor. Üstelik şu an yürürlükte olan Yasanın bile gerisinde… Kabul edilemez bir halde...
YÜRÜTMENİN ATADIĞI MÜLKİ AMİRE MAHKEME YETKİSİ!
Kabul edilemez değişikliklerin ilki; önleyici tedbir kararlarında yetkinin hangi kuruma verildiğine ilişkin. Hükümet taslağında, kadınlar için önleyici tedbir kararı verme yetkisi Mahkemelerden alınarak, Vali ve Kaymakamlara veriliyor. Vali ve Kaymakamların yani Mülki Amirlerin de elbette tüm devlet kurumları gibi kadına yönelik şiddeti önleme yükümlülüğü var. Ancak Mülki amirlerin yetkisi, fiziki koruma tahsis etme gibi, acil can güvenliği sağlanması için gerekli tedbirlerin alınması ve ellerindeki yetki ve fonlar dâhilinde her türlü ayni –nakdi destek hizmetlerinin verilmesinden ibaret kalmalıdır. Bunun dışındaki yetkilerin, özellikle de Mahkemelerin alanına giren yetkilerin mülki amirlere verilmesi tamir edilemez sonuçlar doğuracaktır. Üstelik, il ve ilçelerde mülki amirlerin, bölgenin güç dengeleri başta olmak üzere çeşitli etkilere açık olması kuvvetle muhtemeldir. Bu haliyle şiddetin failinin bölgenin tanınmış eşrafından, en nüfuslu ailesinden, en zenginlerinden vb olması halinde tarafsız ol-a-mama, tedbir kararı ver-e-meme ihtimali bir başka sorun alanıdır.
ŞİDDET ARTTIĞI HALDE, CEZALAR İNDİRİLİYOR!
Kabul edilemez değişikliklerden bir diğeri verilen cezalarla ilgili. Koruma kararlarının ihlali halinde erkeklere verilecek cezalar indirilmiş, üstelik bir daha şiddet uygulamayacağını beyan eden erkeklerin cezasının kaldırılacağı da yasaya eklenmiştir. Mevcut uygulamanın da gerisinde olan bu durum çok vahim ve kadınlar adına korkutucudur. Bu durum hükümetin ne yapmaya çalıştığını da anlaşılır kılmaktadır. Hiçbir zaman kadının beyanını esas almayarak şiddet gören kadını ikincil mağduriyetler ile başbaşa bırakan hükümet, yeni taslak uyarınca erkeğin beyanını esas almakta ve adeta şiddet uygulayan erkeğin kadına karşı yeni tehlikelerle geri dönmesini sağlamaktadır. Yıllarca kadın hareketinin ve son zamanlarda Bakan Fatma Şahin’in söylediği gibi şiddetle mücadelede “zihniyet dönüşümü” sağlanacaksa, dönüştürülecek zihniyet öncelikle şunu anlamalıdır; Şiddet Suçtur ve Şiddet Uygulayan Erkeğin Cezasızlık Hali Kabul Edilemez!
Soruyoruz; taslağın bu haliyle yasalaşması durumunda, şiddeti bir daha uygulamayacağını taahhüt ederek hapisten çıkan erkekler, kadınları öldürdüğünde bunun hesabını kim verecektir?
Ayrıca yeni taslak ile 4320 sayılı yasanın gerisinde bir başka düzenlemeye daha gidilmiş, tedbir kararlarının süresi 6 aydan 3 aya indirilmiştir.
NİKAHSIZ KADINLARA ŞİDDET YASAL!
Daha önceki taslakta yer alan “yakın ilişki içinde yaşayanlar” kavramı Başbakanlık tarafından taslaktan çıkarılmıştır. Böylece şiddete uğrayan pek çok kadın bu yasanın koruması dışına atılmıştır. Oysa eşi, nişanlısı, olmasa da birçok kadın şiddete uğramaktadır; resmi nikâh imkânı olmayanlardan, zorla evlendirilmiş kız çocuklarına; aynı çatı altında nikâhsız yaşayanlardan, birlikte oturmadıkları halde bir ilişki içinde olanlara, imam nikâhlı kadınlara kadar şiddet uygulayan erkekle yakın ilişki yaşayan pek çok kadın şiddete maruz kalmaktadır. Başbakanlığın “yakın ilişki içinde yaşayanlar” ifadesini yasa taslağından çıkarmasının, yukarıda sözü edilen kadınları iki, üç kat mağdur etme sonucunu doğuracağı tartışmasızdır. Diğer yandan bu yaklaşım korunanın “kadın” değil, “aile” olduğunu bir kez daha görünür kılmıştır.
KADIN CİNAYETLERİ NASIL ENGELLENECEK?
1996 yılından beri mücadelesini verdiğimiz Koruma Kanunu’nun önerilerimizle biraz daha geliştirilmesini beklerken, eldeki taslağa Başbakanlık’tan şu an yürürlükteki yasanın bile gerisinde olan bir müdahalenin gelmiş olması vahimdir. Kadın cinayetlerinin her geçen gün hız kesmeden artmakta olduğu bir ülkede, var olan yasanın yetersizliği bu kadar ortadayken, bunun daha da gerisinde bir yasa taslağının hazırlanmış olması, son derece manidar olduğu gibi, kadına yönelik şiddetle etkin şekilde mücadele edeceğini söyleyen Hükümetin, aslında bu yönde bir siyasi iradesinin olmadığını da apaçık göstermektedir.
MEVCUT DURUM DAHA DA KÖTÜYE GİDECEK!
Feminist hareketin ve kadın örgütlerinin; uzun yıllardır süre giden mücadelesinin, birikimlerinin ve erkek şiddetine karşı edindiği deneyimlerin ışığında 236 Kadın Örgütünden oluşan Şiddet Son Platformu tarafından hazırlanan taslağı, pek çok kez Bakanlığa sunduk ve tümüyle yasalaşmasını talep ettik. Kadın örgütleri olarak, Bakanlığın ve son olarak Hükümet taslağının erkek şiddetini önlemede son derece yetersiz olacağını defalarca yazılı ve sözlü olarak aktardık. Ancak görüyoruz ki, 236 Kadın Örgütünün taleplerinin taslağa yansıması bir yana, her geçen gün taslakta kadınlar aleyhine değişiklikler yapılmaktadır. Bizler, kadına yönelik suçların şikâyet aranmaksızın ve arabuluculuk – uzlaşma hükümlerine tabi olmaksızın soruşturulması ve kovuşturulmasına, etkin izleme ve denetleme mekanizmaları kurulmasına dair düzenlemeler olmasını beklerken, mevcut durumun da gerisine gidilen bir tablo ile karşı karşıyayız.
KADIN ÖRGÜTLERİ VİTRİN OLMAYACAK!
Bu durum, Bakanlık ile kadın örgütleri arasındaki ilişkinin şeffaf bir biçimde yürütülmediğinin, görüşlerimizin usulen alındığının, ancak hiçbir şekilde dikkate alınmadığının, yasaya yansıtılmadığının, bu görüşmelerin sadece bir vitrin görevi gördüğünün somut bir göstergesidir.
Kadın örgütleri olarak 12 Ocak’ta yani yarın Bakanlığın çağrısı ile yeni bir toplantıya katılacağız ve sözlerimizi aynı ısrarla söylemeye devam edeceğiz. Ancak bizler artık söylediğimiz sözlerin odalarda, bakanlık koridorlarında kalmasını değil yasada tanımlar ve yaptırımlar olarak açıkça yer almasını istiyoruz. Başbakanlığı, Bakanlar Kurulu’nu ve kadından sorumlu olması gereken Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını, kadınları şiddetten korumak üzere feminist hareketin ve kadın örgütlerinin on yıllara dayanan deneyimlerini ciddiye almaya ve işlevsel, etkin ve amacına uygun bir yasa çıkarmaya, kısacası GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ! Kadın örgütleri olarak hazırladığımız taslaktaki her bir önerimizin gerçek anlamıyla yaşamsal! önemde olduğunu bir kez daha hatırlatıyor, taslağımızın arkasında olduğumuzu ve olduğu gibi yasalaşmasını ısrarla istediğimizi, bunun dışındaki taslakları, özellikle de son taslağı kabul etmeyeceğimizi belirtiyoruz.

İstanbul Feminist Kollektif

23 Kasım 2011 Çarşamba

İstanbul Feminist Kolektif Basın Bülteni 25 Kasım 2011

Kadın Cinayetlerine Hep Birlikte Karşı Duralım!

Biz bu ülkede yaşayan 35 milyon kadın, şiddetsiz, eşit, hak ettiğimiz bir yaşam istiyoruz. Kimimiz erkek şiddetine ve erkek egemenliğine rağmen hayatlarımızı değiştirebiliyor, kimimiz tek başımıza, yasalar, yasaları yapanlar, yasaları uygulayanlar kadınlar aleyhine oldukça çok zorlanıyoruz. Kimimiz boşanmak istediği, yeni bir hayat istediği, itaat etmediği için en yakınındaki erkekler tarafından öldürülüyor.

Şiddeti öngördükleri, mücadele ettikleri, savcılıklara başvurdukları halde yargıdan medyaya, yasamadan yürütmeye hiçbir kurum üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmediği için, kadınlar göz göre göre öldürülüyor. Her gün, hatta günde beş kez “Bir kadın cinayeti daha” başlıklı haberler kadınların erkek şiddetinden kaçarken ölüme yakalanmaları herkesin ama en çok yasama, yürütme, yargısıyla devletin sorumluluğu… Aynı zamanda bu haberleri erkek egemen bir dil ve görsellikle sunan medyanın sorumluluğu…
Yasama, Yürütme “Başbakanlık, İç işleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı”, Yargı, Emniyet Müdürlüğü, Valilikler, Belediyeler; hepinizi yıllardır, defaatle harekete geçmeye çağırıyoruz. Şimdi, bir kez daha soruyoruz:
  • Kadın-erkek eşitliğini fiili olarak hayata geçirdiniz mi?
  • Kadınlara yönelik her tür şiddet, baskı ve ayrımcılığın önüne geçmek ve kadınların yaşam haklarını garanti altına aldınız mı? Hangi özel önlemleri aldınız?
  • Kadın cinayetlerini sona erdirmek için hangi acil eylem planını hayata geçirdiniz? Kadın örgütlerinin talepleri doğrultusunda hangi yasal düzenlemeleri yaptınız?
  • Kadınlara yönelik erkek şiddetiyle mücadele için ne kadar bütçe ayırdınız?
  • Kaç sığınak açtınız? Her 7500 kişilik nüfusa bir sığınak taahhüdünü yerine getirdiniz mi?

Hükümet olarak adım atıyor gibi görünseniz de aslında bunların hiçbiriyle ilgili neredeyse hiçbir şey yapmadınız. Kadınları yoksayarak aile dediniz. Kadına yönelik erkek şiddetine ortak olmaya devam ettiniz. Erkek egemenliğini sürdürdünüz. Bu politikanızı daha ne kadar sürdüreceksiniz?

Bizim beklemeye, tek bir kadın arkadaşımızı daha kaybetmeye tahammülümüz yok. Tüm kurumlarıyla erkek egemenliğine, erkek şiddetine itaat etmiyoruz. Ölümü göze alarak da olsa direnmeye ve hayatımızı değiştirmek için mücadele etmeye devam edeceğiz. Sizleri de derhal üstlendiğiniz sorumluluğu yerine getirmeye çağırıyoruz.

Tek Bir Kadını Daha Kaybetmeden!
Kadın Cinayetlerine İsyandayız / İstanbul Feminist Kolektif

feministler@gmail.com

Kadın Cinayetlerine Hep Birlikte Karşı Duralım!

Sevgili Kadınlar!

Hepimiz şiddetsiz, eşit, hak ettiğimiz bir yaşam istiyoruz. Kimimiz erkek şiddeti ve erkek egemenliğine rağmen hayatlarımızı değiştirebiliyor, kimimiz tek başına çok zorlanıyor. Ve maalesef kimimiz boşanmak istediği, yeni bir hayat istediği, itaat etmediği için en yakınındaki erkekler tarafından öldürülüyor. Şiddeti öngördükleri, mücadele ettikleri, savcılıklara başvurdukları halde yargıdan medyaya, yasamadan yürütmeye hiçbir kurum üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmediği için, kadınlar neredeyse göz göre göre öldürülüyor. Kimimiz için ölümü göze alarak yaşamayı sürdürmek söz konusu iken hangimiz huzurlu, güvende olabiliriz. Haydi! Hep birlikte kadın dayanışmasını güçlendirelim.

Her gün, hatta günde beş kez “Bir kadın cinayeti daha” başlıklı haberler alıyoruz. Kadınların erkek şiddetinden kaçmak isterken ölüme yakalanmaları herkesin ama en çok yasaması, yürütmesi, yargısıyla devletin sorumluluğu! Hep birlikte bu sorumluluğun farkına varılmasını, yıllardır süren politikasızlık ve eylemsizliğin sona ermesini, artık harekete geçilmesini sağlayalım. Kadın cinayetlerine birlikte karşı duralım. Yasaması, Yürütmesi, Yargısıyla Devleti üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmeye çağıralım!

Tek Bir Kadını Daha Kaybetmeden

Kadın Cinayetlerini Sona Erdirmek İçin Kadınlar Ele Ele...

Kadın Cinayetlerine İsyandayız / İstanbul Feminist Kolektif

24 Kasim Persembe

Saat 16.00-19.00

Yer: Galatasaray

Stand+Bildiri dağıtımı

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Kadın Cinayetlerine Karşı 7 24 Nöbete…

Kadın Cinayetlerine Karşı 7/ 24 Nöbete…

Kadınlar en yakınındaki erkekler tarafından öldürülüyor!

Kadın arkadaşlarımızı en çok boşanma süreçlerinde ve kadınlara rağmen güçlendirilen ‘aileler’ içinde kaybediyoruz…

Kadınlar savcılıklara başvurduğu durumda da göz göre göre öldürülüyor.

Kadın cinayetlerinin yüzde bin dört yüz arttığı, maalesef her gün gazetelerden bir kadın arkadaşımızı daha kaybettiğimizi haber aldığımız koşullarda Yasama, Yürütme, Yargı bu katliamı sadece seyrediyor!

Katliam haline gelen kadın cinayetlerini fark etmemek, görmezden gelmek nasıl mümkün olabilir derken içinde kadınlara yönelik şiddet, kadın cinayetleri ile ilgili herhangi bir acil eylem planı, projesi, stratejisi hatta bunlara dair tek satır geçmeyen parti programlarıyla karşı karşıya olduğumuz bir seçim sürecindeyiz.

Kadın Cinayetleri Politik!

Artık herkesin görmesi gerekli ki; Kadın cinayetleri münferit değil, adli vaka hiç değil. Kadınları güçlendirme politikaları yerine en çok kadınları tehdit etmek için kullanılan, üstelik şimdilerde 18 yaşına çekilen bireysel silahlanma politikaları, kadınları güçsüzleştiren aileyi güçlendirme politikaları uygulandığı, gerekli yasal düzenlemeler yapılmadığı, var olan yasalar uygulanmadığı, uygulama için gerekli bütçe ayrılmadığı ve kadın - erkek eşitliğini sağlayacak politikalar hayata geçirilmediği için kadın cinayetleri sürüyor. Kadın cinayetleri münferit, kadının yeri evi, kocasının dizinin dibi sayıldığı için, süre giden katliam politik gündemin dışında bırakıldığı için sürüyor. Artık rakamları telaffuz etmeye dahi dilimiz varmıyor, yılda binlerce yakın kadın öldürülürken değil bir acil durum, teyakkuza geçmek bu katliam münferit, vaka-i adliyeden sayılabiliyor…

Bu zihniyete, bir kadın arkadaşımızı daha kaybetmeye, bu konuda hiçbir adım atılmaksızın kaybedilen bir güne dahi tahammülümüz yok iken bu zihniyetle, korkarız bir kısmımızın hayatta kalamayacağı bir 5 yılı daha düşünemiyoruz…

12 Mayıs’ta yok sayılan 25 milyon kadından, aile içinde kaybettiğimiz arkadaşlarımızdan biri Ayşe Paşalı’nın karar duruşması var. Haksız tahrik, iyi hal indirimleri talep eden ve çoğunlukla alabilen katiller, bu katliamı görmezden gelen, durdurmak için üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmeyen tüm suç ortakları hala aramızda, serbest, sorumsuz, duyarsız…

Kadın Cinayetlerine Karşı Hep Birlikte!

Biz kadınlar Ayşe Paşalı’nın davasının kararını beklemek üzere İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Antalya’da, Van’da, Sinop’ta, Urfa’da, Diyarbakır’da, Adana’da, Trabzon’da, meydanlarda, kadın örgütlerinde Çarşamba akşam ve Perşembe sabah 7/ 24 nöbette olacağız.

Biz kadınlar kadın cinayetlerine karşı, birlikte, Ayşe Paşalı duruşmasından çıkacak kararı, kadın cinayetlerini görmezden gelen yasama, yürütme, yargı organlarını, siyasal partileri, medya, demokratik örgütler ve tüm toplumun kadın cinayetlerini durdurmak için harekete geçmesini beklemek üzere nöbette olacağız.

Kadın cinayetlerine karşı birlikte mücadele ettiğimiz tüm kadınları, kadın örgütleriyle bu nöbette birlikte olmak istiyoruz. Şimdilik 11 Mayıs Çarşamba 19:00 – 24:00, 12 Mayıs Perşembe 07:00- 12:00 ( Ayşe Paşalı durulmasından karar çıkıncaya dek İstanbul’da Taksim Meydanı’nda, Ankara’da, İzmir’de, Antalya’da, Van’da, Sinop’ta, Urfa’da, Diyarbakır’da, Eskişehir’de, Mersin’de, Nevşehir’de, Adana’da, Trabzon’da, Antep’te, Samsun’da… meydanlarda ya da örgütlerimizde nöbette olacağız. Tüm kadınları bekliyoruz.

Sevgi ve dayanışma ve artık kadın cinayetlerine karşı umutlu haberler alabilme dileklerimizle…

İstanbul Feminist Kolektif


Nöbet Programı

11.05. 2011

İstanbul- İstanbul Feminist Kolektif- Taksim Saat 19.00-24.00

Adana – Adana Kadın Platformu – İnönü Parkı – 19:00-22:00 arası

Ankara – Feministbiz – Yüksel Caddesi – 19:00 – 24:00 arası

Antalya – Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi – Attalos Heykeli Önü – 20:00-24:00 arası

Çanakkale – Elder Kadın Danışma Merkezi – Morabbin Parkı – 19:00-24:00 arası

Eskişehir – Sosyalist Feminist Kolektif – Adalar Migros Önu – 19:30-21:00

İzmir – İzmir Kadın Platformu – Kıbrıs Şehitleri Caddesi – 19:00-22:00 arası

Samsun – Samsun Kadın Buluşması – Süleymaniye Geçidi – 17:00-20:00 arası

Sinop – Sinop Kadın Platformu - Uğur Mumcu Meydanı-19:00-

Van – Van Kadın Derneği – Beşyol Meydanı- 19:00-20:00 arası

Aydın – Söke Kadın Sığınmaevi – Söke Bey Kültür Merkezi Önü 19:00-20:00 arası

Diyarbakır Selis bugün saat 12.00’de Kadın cinayetleri için nobet tutmaya başladı,

Nevşehir – Kapadokya Kadın Dayanışma Derneği, Diyarbakır – Kamer, Urfa – Yaşamevi Kadın Dayanışma Derneği Mersin – Mersin Kadın Dayanışma Derneği de bu gece 7/24 nöbetine katılıyorlar.

12 Kasım 2010 Cuma

11 Kasım 2010 tarihli basın açıklamamız

2009 yılının ilk 7 ayında 953,
2010 yılının ilk yedi ayında ise 226 kadın öldürüldü.

Bunlar resmi rakamlar. Kadın örgütlerinin çalışmaları gösteriyor ki bu kayıtlar dışında yüzlerce kadın da erkek şiddeti ve baskısıyla intihara zorlanarak “öldürülüyor”.

Türkiye’de son yıllarda kadın cinayetlerinin sayısı bir cins kırımından söz edebileceğimiz boyutlara ulaştı.

Katiller uzakta değil Hanemizde!
Koca, baba, erkek kardeş, abi, sevgili, ayrıldığı eş, amca, dayıları tarafından katledilen kadınların haberleri her gün gazetelerin 3. sayfalarında... Hayatlarımızı alan erkek şiddetinin adı hep “cinnet” , “sapıklık” , “delilik”, “hastalık”, “işsizlik”, “onur”, “gurur” , “namus” oluyor. Ya da boşanmak istemek, tuzluk uzatmamak, iftara yemeği hazır etmemek, telefonla mesajlaşmak, izinsiz annesine ziyarete gitmek, sık banyo yapmak, sürekli makarna pişirmek, çocuğunu göstermemek… Canımıza kastedenlerin hep bir “bahanesi” var ama belli ki biz kadınların hayatlarının bir “değeri” yok! Zira her gün üç kadın öldürülen bir ülkede, cins kıyımdan/ kadın katliamından söz edilip, meclisin olağanüstü toplanacağını sanırsınız. Oysa Yasamanın, Yürütmenin böyle bir gündemi, kadın cinayetleri son yedi yılda % 1400 artarken durdurmak için bir eylem planı yok!

9 Kasım 2010 Salı

Kadınlara çağrımızdır!

Uzun süredir kadın cinayetlerini görünür kılmak ve  kadın cinayetlerinin son bulması için mücadele etmeyi sürdürüyoruz.

Bu süreçte kadın cinayetlerine karışı birçok eylem, toplantı yapıldı. Ayrıca  İstanbul’da öldürülen bazı  kadınların davaları da takip edildi. Pippa Bacca, Sevim Zarif, Ayşe Yılbaş, Satı Korkmak davalarında müdahillik dilekçesi verildi. Müdahilliğimiz kabul edilmeyince bu davaların bir kısmını feminist avukatların da davayı üstlenmeleriyle takip etmeye devam ettik. Takip ettiğimiz davalarda erkeklerin bahanelerine haksız tahrik indirimi uygulanmadı.

5 Kasım 2010 Cuma

5 Kasım 2010 eylemi - Basın açıklaması


Erkeklerin Sevgisi Her Gün 3 Kadını Öldürüyor.

Başbakan Erdoğan ölen kadınlardan hiç söz etmezken, kadınlara 3 çocuk doğurmalarını tavsiye etmeye devam ediyor.

2009 yılının ilk 7 ayında 953 kadın öldürüldü.

Başbakana protesto

22 Ekim 2010 Cuma

Kocasının Hastanede Öldürdüğü Ayşe Yılbaş'ın Ardından Taleplerim

Güldünya ve Ayşe‘nin birbirinden farkı yok, yakın şiddetine maruz kalan kadınların can güvenliği sağlanmalı. Ayşe’ye "güle güle" derken ilgili tedbirler alınmalı.

Kadınlara Çağrı

“Fatmagül’ün Suçu Ne?”dizisinin cinsel şiddet içeren bölümünün ardından medyada yer alan çeşitli haberlerde, yazılarda ve programlarda konunun ele alınış biçimini kaygı ve öfkeyle izliyoruz.
Son olarak 17 Ekim Pazar günü, Habertürk’te yayınlanan Gölgede Muhabbet programında bu konunun komediye dönüştürülmesini dehşetle seyrettik.
12 Ekim Salı günü Sincan Fatih 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Sincan’da bir kadına tecavüz eden iki kişiyi serbest bırakması ise biz kadınlara bu sokakların dar edilmek istendiği yönündeki kaygılarımızı arttırdı. Adli Tıp Kurumu ise her zamanki gibi, tecavüze uğrayan kadınla görüşmeyi erteledi.
Yargı ise tecavüzcüyü ‘mağdur etmemek’ için serbest bıraktı. Adli Tıp kurumu travmasına dayanarak tecavüzcüleri serbest bırakan mahkemeleri uyarıyoruz: Tecavüze ortak olmayın!
Kadınların can güvenliği yok. Kadınlar tehdit altında.  
Adalet Bakanlığının "travma tespiti için 1 yıl beklemek gerekir" açıklaması ise hiçbir bilimsel veriye dayanmayıp, herkesi yanıltmak amacıyla yapılmıştır.Tecavüz sonrası 2-30 gün içinde ve 30 günden sonra travma tespit edilebileceği ise bilimsel araştırmalarla sabittir.
Bu tehditlere boyun eğmeyeceğiz. 
Habertürk’ün ve diğer medya organlarının tecavüzü normalleştiren, komedi haline getiren, pornografik malzeme olarak sunan yayınlarını , Sincan Ağır Ceza mahkemesinde tecavüzcülerin serbest bırakılmasını ve Yargıtay’ın sadece Adli Tıp Kurumu raporlarını geçerli saymasını protesto etmek  amacıyla  23 Ekim Cumartesi günü, saat 13.30’da Taksim’deki Habertürk binası önünde toplanacağız.. Bütün kadınlara çağrımızdır.
İstanbul Feminist Kolektif
Tarih:  23 10,2010 Cumartesi Saat: 13.30
Yer: Habertürk binası önü /Abdülhakhamit Caddesi No:25 Talimhane
Beyoğlu İstanbul

21 Ekim 2010 Perşembe

Sizin hiç kardeşiniz öldürüldü mü?

Kurşun bedene girince insan ne hisseder, o anda ne düşünür, yaşamın bittiğini mi, çocuklarını bıraktığını mı, sevdiklerini terk ettiğini mi, lanet mi eder katilini tanıdığı güne, her şey bitti mi der. Yoksa hiçbir şey hissetmez mi, çok canı yanmış mıdır, acaba acı çeker mi?

Kadın cinayetlerine isyandayız!



2009’un ilk yedi ayında 953 kadın;
2010 yılının ilk yedi ayında 226 kadın erkekler tarafından öldürüldü.


Erkeklerin sevgisi her gün 3 kadın öldürüyor!

Katiller, baba, koca, sevgili, ağabey, kardeş,…Katiller mühendis, doktor, işçi, işsiz… Katiller Kürt, Türk, Laz, Çerkez... Katiller genç, yaşlı… Ortak noktaları, erkek olmaları. Erkek kadını katlettiğinde devlet, medya, yargı, polis hepsi erkeklikte birleşiyor, kadın cinayetlerine suç ortağı oluyor.

·   Cins kıyımının son bulması için isyandayız!
·   Katiller hanemizde! Ölmeden koruma istiyoruz!
·   Kadın cinayetleri davalarında ‘haksız tahrik indirimi’ =‘erkeklik indirimi’ uygulanmasın!
·   Şiddet gören, ölümle tehdit edilen kadınlar evlerine geri gönderilmesin!
·   Her mahallede bir sığınma evi derhal açılmalı!
·   Medya cinayetleri ‘aşk cinayeti’, ‘kıskançlık cinayeti’ ‘namus cinayeti’… diyerek meşrulaştırmasın!